Bayrampaşa’nın Çocuğu Arda Turan

Türkiye’nin batısında, Ege topraklarında yer alır Manisa şehri. Spil Dağı’yla tanınan ve Osmanlı İmparatorluğu döneminde padişah çocuklarının taht için deneyim kazandıkları bir merkezdir. Türkiye’nin en verimli şehirlerindendir ama futbol geleneği pek fazla olmayan bir yerdir. Şehrin birinci takımı Manisaspor hiç bir zaman çok başarılı bir kulüp olamadı. 1965 yılında kuruldu fakat palmiyelerle bezeli bir şampiyonluğa sahip değil. Avrupa kupalarına katılamadı ve Süper Lig’de yer aldığı sezon sayısı da sınırlı.

Son derece mütevazı bir sahneye çıktı Arda, tarih Ocak 2006’yı gösterdiğinde Galatasaray’dan buraya kiralık olarak gelmişti daha fazla süre almak adına.

2005 yılının Aralık ayının son günlerinde, Manisaspor, ligdeki konumunu korumak için, telaşla Galatasaray’la anlaşmaya vardı ve İstanbul takımından, yaklaşık yarım milyon Euro bir değer karşılığında, daha fazla oynamaya ihtiyacı olan iki genç orta saha oyuncusunu kiraladı.

Bunlardan biri Zafer Şakar, diğeri ise bizim Ardacığımızdı.

Manisaspor’un o dönemki teknik direktörü Ersun Yanal’ın en önemli kozu, Arda’yı oyun planının merkezine koymaktı.

Yanal, kahramanımızın sınırsız bir kapasiteye sahip olduğunu biliyordu ve onu getirip oynatabilmek için büyük bir çaba sarf etti.

Bu aylar Arda için temel bir önem teşkil etti. Önünde yarım sezon vardı, onun takıma kazandırılması adına savaş veren bir antrenörün yüzünü kara çıkarmamak ve güvenini kazanmak için.

Arda bu zamanı boşa harcamadı. 15 maç, 2 gol ve yarattığı onlarca tehlikeli atak sonrasında, genç Arda artık, Galatasaray için çok daha ikna edici bir futbolcuydu.

Manisa’da bir dahi olma konusunda iddiasını ortaya koymuştu, alışık olmadığı bir mevkide oynuyor olmasına karşın. Sağ kanada endeksli biçimde yaşadı, 3-5-2 sistemi içerisinde sürekli ileri ve geri giderek… O günleri şöyle anlatıyordu: “Temelde hala genç takımların bir oyuncusu olduğum dönemde Manisaspor’a kiralık olarak gittim. Teknik direktör, şu anda Trabzonspor çalıştırıcısı Ersun Yanal’dı. Bana çok şey öğretti. 3-5-2 sisteminde oynuyorduk ve beni 5’linin sağ tarafına koydu. Maç boyunca kanadın ilerisinde ve gerisindeydim.”

Kesin olan şu ki, şu anda Arda gibi özgür bir ruhu Türkiye’nin herhangi bir stadında sağ kanada hapsolmuş, büyük serbestlikten mahrum, ileri ve geri gitmekle görevlendirilmiş biçimde hayal etmek zor. Fakat bunun bize gösterdiği şey, dahilerin bile yeteneklerine karşıt görevleri yerine getirmek zorunda kalıyor olmalarıydı. İşte tam olarak onları büyük yapan şey budur.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir